Bölme (Splitting) Savunma Mekanizması; Melanie Klein’da bölme mekanizması, bebeğin iyi ve kötü yaşantıları henüz birlikte taşıyamadığı bir dönemde, bunları ruhsal olarak birbirinden ayırmasını ifade eder. Bölme yalnızca ilkel bir savunma olarak değil, iyi nesneyi korumaya ve benin bütünleşmesine zemin hazırlamaya hizmet eden erken bir çözüm olarak da düşünülebilir. Ancak bu çözümün bir bedeli vardır: Sevilen ve nefret edilen nesnenin aynı nesne olduğu henüz bütünüyle kabul edilemez. Klein’ın kuramı çoğu zaman haset, şükran ya da paranoid-şizoid konum üzerinden okunur. Oysa bu kavramların hiçbiri, daha temel bir varsayım anlaşılmadan yerli yerine oturmaz. Bu zemin, yaşamın başlangıcından itibaren işleyen bir “ben” varsayımıdır.

Klein’ın kuramında erken ben ve ruhsal yaşam

Freud’un benin gelişimi üzerine düşüncelerini ileriye taşıyan Klein, yaşamın çok erken dönemlerine yönelir. Ona göre bebek, doğumdan itibaren henüz bütünleşmemiş, kırılgan bir bene sahiptir. Kaygıyı yaşayan, ilk nesne ilişkilerini kuran ve savunmaları örgütleyen bir yapı zaten çalışmaktadır.

Bu varsayım, Klein’ın ruhsal yaşamı nasıl kavradığını belirler. Bebek yalnızca ihtiyaç duyan biyolojik bir organizma değildir. Klein’ın kuramsal çerçevesinde, sevgi ve yıkıcılık arasındaki çatışmayla baş etmeye çalışan bir ruhsal yaşamın da öznesidir.

Erken ben anlayışı burada ölüm dürtüsü kavramıyla birleşir. Klein’a göre ben, içeriden gelen yıkıcılığın uyandırdığı yok olma kaygısıyla baş etmeye çalışır. Bununla birlikte açlık, doyum, engellenme ve bakım deneyimleri de bebeğin iç dünyasının örgütlenmesinde etkilidir. İçsel çatışmalar ile dış dünyada yaşananlar birbirinden bağımsız değildir.

Benin bu kaygılar karşısında başvurduğu en erken savunmalardan biri bölmedir.

Bölme mekanizması nedir? İyi meme ve kötü meme

Bölme mekanizması, sevgiyle ve doyumla bağlantılı yaşantıların, nefretle ve engellenmeyle bağlantılı yaşantılardan ayrı tutulmasıdır. Klein’da bu ayrım yalnızca nesneyi değil, benin farklı yönlerini de kapsar.

Buradaki “nesne”, gündelik dildeki eşya anlamında kullanılmaz. Sevginin, nefretin ve dürtülerin yöneldiği kişiyi, onun bir yönünü ve iç dünyada yaşanan karşılığını ifade eder. Klein’ın erken nesne ilişkileri anlatımında meme, besleyen ve doyuran ilk kısmi nesne olarak merkezi bir yer tutar.

Bebeğin doyum bulduğu meme “iyi”, yoksunluk ve engellenme yaşadığı meme ise “kötü” olarak deneyimlenir. Aynı memenin hem doyurabildiği hem de her zaman doyum sağlayamadığı gerçeği henüz istikrarlı biçimde bir arada tutulamaz. Böylece ruhsal gerçeklik, iyi meme ve kötü meme etrafında örgütlenir.

Burada fiziksel olarak bölünen anne değildir; bebeğin nesneyle ilişkili yaşantısıdır. Ancak Klein’ın anlatımı bununla sınırlı kalmaz: Nesnenin bölünmesine, benin sevgi ve nefretle ilişkili yönlerinin ayrı tutulması da eşlik eder. Bunlar bebeğin bilinçli kararları değil, kuramın erken ruhsal işleyişi açıklamak için başvurduğu bilinçdışı süreçlerdir.

Bölme, iyi nesneyi nasıl korur?

Bölme kavramı çoğu zaman ilkel savunmalar ya da kişilik örgütlenmeleri bağlamında ele alınır. Oysa Klein’ın düşüncesinde bölmenin başlangıçta gelişimsel bir işlevi de vardır.

Bu işlevlerden biri, iyi nesneyi yıkıcı duyguların etkisinden koruyabilmektir. Doyum, sevgi ve güvenle bağlantılı yaşantıların, yoğun nefret ve zulmedilme kaygısı tarafından bütünüyle kaplanmaması gerekir. İyi ile kötünün bir süre ayrı tutulması, bebeğin iyi deneyimleri iç dünyasında korumasına yardımcı olur.

Bu açıdan bölme, ruhsal gelişimin ilk yaratıcı çözümlerinden biri olarak okunabilir. Bu, mekanizmanın işlevine ilişkin bir yorumdur: Henüz birlikte taşınamayan duygular ayrılır ve böylece sevilen nesneye ruhsal bir alan açılır.

Ancak bölmenin gelişimsel işlevi, onun her koşulda yararlı olduğu anlamına gelmez. Aşırı, katı ve süreğen hâle geldiğinde deneyimlerin bütünleşmesini güçleştirebilir. Başlangıçta iyi nesneyi korumaya yardım eden ayrımın, zamanla sevgi ve nefretin aynı nesneye yönelebileceğini kabul etmeye yer açması gerekir.

İyi nesneyi korumanın başlangıçtaki bedeli ayrılıktır; gelişimin görevi ise bu ayrılığı giderek daha fazla taşıyabilen bir bütünlüğe dönüştürmektir.

Haset, iyi nesneyle ilişkiyi nasıl etkiler?

Klein’a göre bu koruyucu çözüm her zaman aynı ölçüde işlemez. Özellikle hasetin yoğun olduğu durumlarda, iyi nesnenin kendisi saldırının hedefi hâline gelebilir.

Hasetin ayırt edici yönü burada ortaya çıkar. Öfke yalnızca nesnenin yoksun bırakmasına yönelmez; nesnenin sahip olduğu, verebildiği ve iyi olarak deneyimlenen şey de tahammül edilmesi güç bir hâl alabilir. Bebek, Klein’ın bilinçdışı düşlem anlayışı içinde, ihtiyaç duyduğu iyiliği bozma yönünde yıkıcı dürtüler yaşayabilir.

Burada sözü edilen saldırı, doğrudan fiziksel bir davranışla özdeş değildir. İyi nesneyle kurulan ruhsal ilişkiyi etkileyen bir süreçtir.

Yoğun haset, iyi deneyimlerin içselleştirilmesini ve iç dünyada güvenilebilecek bir nesnenin sağlamlaşmasını güçleştirebilir. Böylece yalnızca nesneyle ilişki değil, benin bütünleşme olanağı da etkilenir. Klein’ın haset ve şükran üzerine düşüncelerinde, iyiliği alabilme ve koruyabilme kapasitesinin taşıdığı önem buradan gelir.

İyi nesne ile idealleştirilmiş nesne arasındaki fark

İyi nesne ile idealleştirilmiş nesne birbiriyle ilişkili olsa da aynı anlama gelmez. Erken dönemde iyi nesneyle ilişkide idealizasyon bulunabilir; buna karşılık iyi nesnenin iç dünyada güvenilir bir yer edinmesi, onun sonsuza dek kusursuz yaşanmasını gerektirmez.

İdealleştirme, nesnenin iyiliğini aşırı büyüterek zulmedilme kaygısına karşı koruma sağlayabilir. Böyle bir ilişkide nesnenin eksikliği ya da hayal kırıklığı yaratan yönüyle karşılaşmak sarsıcı olabilir. Nesne, kusursuz biçimde iyi yaşanırken birden bütünüyle kötü hissedilebilir.

Bütünleşme ilerledikçe farklı bir olanak doğar: Sevilen kişi hayal kırıklığı yaratabilir, eksikleri görülebilir ve ona öfke duyulabilir; yine de ilişkinin iyi yanları tümüyle kaybolmaz.

Dolayısıyla kusurlara dayanabilmek, erken iyi nesnenin baştan beri sahip olduğu bir özellikten çok, iyi nesneyle ilişkinin gelişim içinde kazandığı bir kapasite olarak anlaşılmalıdır. öBölme (Splitting) Savunma Mekanizması

Bölmeden bütünleşmeye: Depresif konum ve ruhsal olgunluk

Klein’ın depresif konum kavramı, sevilen ve nefret edilen nesnenin aynı kişi olduğunun giderek daha fazla tanınmasıyla ilişkilidir. Kişi, öfkesinin yöneldiği nesnenin aynı zamanda sevdiği ve ihtiyaç duyduğu nesne olduğunu yaşayabilir. Bu farkındalık, kaybetme kaygısı ve suçlulukla birlikte, verilen ya da verildiği düşlenen zararı onarma isteğine de alan açar.

Bu nedenle ruhsal gelişimin amacı kusursuz nesneler bulmak olarak düşünülemez. Amaç, nesnenin hayal kırıklığı yaratan yönleriyle karşılaşıldığında onun iyi yanlarını da iç dünyada sürdürebilmektir.

Bu kapasite bir kez kazanılıp değişmeden kalan bir başarı değildir. Klein’ın konumları, yetişkin ruhsallığında da yeniden karşılaşılabilen işleyiş biçimlerini anlatır. Kayıp, kaygı ve yoğun çatışma dönemlerinde iyi ile kötüyü birlikte taşıma kapasitesi zorlanabilir.

Bölme üzerine düşünmek böylece erken çocukluğun ötesine uzanır ve yetişkin ruhsallığının temel sorularından birine ulaşır: İnsan, sevdiği nesnenin kusurlarına rağmen onu sevmeyi sürdürebiliyor mu?

Belki de ruhsal olgunluğun önemli ölçütlerinden biri budur. Kusursuz bir dünyada yaşamak değil; hayal kırıklıklarına rağmen iç dünyada iyi nesneyi koruyabilmek.

 

Yazan: Ebrar Sabak Karabulut

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.