BAŞARMAK YA DA BAŞARMAMAK İŞTE TÜM MESELE BU

 

Ünlü Fransız yazar Albert Camus, başarı için şu sözleri söyler: “Başarı, kolay elde edilir. Zor olan, başarıyı hak etmektir.” Öyle ki her insanın başarı kıstası birbirinden çok farklıdır. Sınavdan yüksek not almak, çocuk-ev-araba sahibi olmak, dünyanın en zengin insanı olmak gibi bir sürü şey olabilir. Kişinin başarıyı nasıl algıladığıdır önemli olan. Peki Camus gerçekten haklı mı? Başarıyı hak etmek zor mudur? Başarı nasıl hak edilir ki? Daha da önemlisi insan sahip olduklarına, hayattan elde ettiği şeyleri kendine layık görebilir mi?    Imposter

Imposter’ın kökleri 

İşte bu hak etme meselesinde, psikoloji dünyasına ilk kez 1978 yılında Psikolog Clance ve Imes tarafından ortaya atılan “ Imposter Sendromu ” (dilimize Dolandırıclık Sendromu olarak çevrilmiştir) bu durumu ele almaktadır. Clance, ilk başlarda bu durumun alanında oldukça yüksek bir başarı gösteren kadınlar arasında görüldüğünü belirtmiş olsa da daha sonraki yıllarda ise kadın erkek fark etmeksizin tüm bireylerde, etnik gruplarda bu yetersizlik duygusunun oldukça yaygın olduğunu göstermiştir. Ancak bu sendrom, psikiyatrik tanı gerektirecek türden bir rahatsızlık değildir. Hatta Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) ve DSM’de bile yer almamaktadır. Clance ve Imes bu sendromu çalıştıkları üniversitedeki, 150 kadın üzerinden gözlemlemiş olup gösterdikleri psikolojik ve fiziksel semptomları not etmişlerdir. Dolayısıyla, karşımıza daha çok kültürel bir fenomen olarak çıkmaktadır.

Imposter sendromuyla alakalı ölçüm bataryaları olsa da bilimsel bir tanımı bulunmamaktadır. Bu sendrom genel olarak kişinin başarısına, performansına veya becerisine karşı olumsuz tutumları içerir. Bu tutumlara İngilizce’de “Impostor attitudes” adı verilirken; dilimize “Sahtekar tutumlar” olarak çevrilebilir. Tutumlar; inanç, düşünce, korku, şüpheler kapsamına girerken; şüphe edilen şey başarı, beceri ve yetenektir. Imposter sendromu, geçmiş ve geleceğe dayalı olduğu gibi sadece geçmiş veya geleceğe de dayalı olabilir; fakat birbirlerini karşılıklı olarak etkilerler. Bu duruma şöyle bir örnek verelim. Diyelim ki siz matematik sınavından oldukça yüksek bir not aldınız. Sınıfta sizden başka yüksek not alan birisi yok. İşte bu sahtekar düşünce kalıbında aldığınız bu notun şansa dayalı olduğunu, sınav sorularının zaten çok kolay olduğunu düşünerek bir sonraki matematik sınavında o kadar da yüksek not alamayacağınıza dair içsel negatif tutum geliştirmeniz tam olarak Imposter sendromudur. Böylelikle geçmişteki başarınız, gelecekteki olası başarı/başarısızlığınızı etkileyecektir.

 

Başarı kime göre neye göre?

Bu sendromda, hedeflenen şeyin aslında bireye göre iki ölçütü var; mutlak ve göreceli standartlar. Mutlak standartlar, aslında bir başkasının ulaştığı en yüksek noktaya ulaşabilmektir. Diyelim ki sınıfta siz 90 aldınız diğer arkadaşınız 95 aldı. O halde bu ders için başarı, 95 alabilmektir. 100 en yüksek not olmasına rağmen buradaki referans noktası bir başkasının diğerlerine göre daha yüksek biçimde elde ettiği beceri, yetenek, başarıdır. Daha rekabetçidir. Göreceli standart ise kişinin kendi belirlediği hedefleri başarma halidir. Referans noktası kendisidir. Bu noktada 2019 yılında Amerika’da lise öğrencileri arasında yapılan çalışmaya göre kişinin kendi başarılarını küçümsemesi ve buna dair bilişsel çarpıtmalarının oluşuna intihar düşünceleri, kendine zarar verme, depresyon, düşük öz benlik ve öz saygı algısı eşlik etmektedir (Dena ve arkadaşları, 2019).

 

Imposter Sendromunun Özellikleri

Psikolog doktor Clance 1985 yılında bireylerin 6 temel örüntüsel davranış biçimi gösterdiğini yazdığı kitabında göstermiştir. Bu özellikler; Imposter döngüsü, en iyisi veya en özeli olma, Süpermen veya Süper kadın bakış açısı, başarısızlıktan korkma, övgüyü küçümseme ve yeterliliği reddetme, başarıyla ilgili korku ve suçluluk duygusu. Bu davranış örüntülerine sahip olan bireyler, dışarıdan nasıl algılandıklarının farkındadır. Ancak bunları hak etmediklerini düşündükleri için insanların, kendilerine karşı yaptıkları övgüyü samimiyetsiz bulup onlara inanmamaktadırlar. Hatta, başkaları zekaları hakkında övgüde bulunduklarına bunu yine sahte bulurlar ve o insanların kendi zekalarına övgüde bulunması hakkında kandırıldıklarına inanırlar.

 

Özetle, tüketim çağında yaşayanlar olarak, belirlediğimiz standartlarımız oldukça yüksek. Çünkü rekabetçi bir toplumun ürünleriyiz. Çocukluktan bu yana her zaman en iyisi olmamız kültür, toplum, aile tarafından dayatıldığı için “En iyisi ben olmalıyım” algısı hepimizin zihinlerine yerleşmiş. Böylelikle aşırı mükemmeliyetçi şemalar doğurarak, bir adım önde olmayı hedeflemişiz. Ancak, elde ettiklerimiz diğer otorite figürleri tarafından beğenilmeyince, onay alınmayınca; aslında başardığımız şeylerin şanstan başka bir şey olmadığı çok küçükken bizim sistemimize yerleşmişti. Başarısızlığın kabul edilmediği toplumlarda yetişen çocuklar, elbette başarıyı kendilerine atfetmeyeceklerdi. Çünkü başarısızlık kişinin suçuysa, başarı bütün herkesin başarısıdır. Nitekim, aşırı talepkar toplumu memnun edemeyen biri zaten kendisini nasıl memnun edebilir ki?

 

KAYNAKÇA:

[1] Joshi, A., Mangette, H. (2018). Unmasking of impostor syndrome. Journal of Research. 3(1).

[2]Hawley, K. (2019). What is impostor syndrome?. Aristotelian Society Supplementary, 93(1), 203-226.https://doi.org/10.1093/arisup/akz003

[3]Bravata, D.M., Watts, S.A., Keefer, A.L. et al. Prevalence, Predictors, and Treatment of Impostor Syndrome: a Systematic Review. J GEN INTERN MED 35, 1252–1275 (2020). https://doi.org/10.1007/s11606-019-05364-1

 

Bu yazı, İnsanca Akademi Editör Ekibi’nden Dilan Deniz Emeksiz tarafından düzenlenmiştir.