Ego Savaşları

Ego, terminolojisi bakımından Latinceden geldiği bilinmektedir. Ben, benlik, bencillik olarak nitelendirilmekle birlikte; ego, insanoğlunun bireysel özelliklerinin dışa vurum halidir. Öyle ki egoizm, tarihin her aşamasında insanoğlunun benliğine kazınan ve ruhunu ele geçiren bir fantezi olarak gerçekleşmektedir. Ego, tüm kusurlarla kusursuzu oynar. Üstelik bu ustalıkla kurgulanan oyunun ana kahramanı ise insanoğludur.

Kişisel varyansların değişkenlikleri üzerine kurulu bir semptom haline gelen ego; kişinin iç dünyasında kendi krallığını adeta bir hiyerarşi kargaşasında gösterme çabasıyla çıkarlar savaşına dönüşür..

Peki, ego nasıl bir çıkarlar savaşına dönüşür?

Günlük hayatta pek çoğumuzun başına gelen trajik senaryonun ürünü olan ego; kapris, mükemmellik ve kompleks üçlemelerin merkezinden geçmektedir. Belleğimize yerleşen ve ben algısını tüm benliğimize zehirli bir sarmaşık olarak dolayan bu sinsi duygu; misafiri çocukluğumuzun parçalarından izler taşımaktadır. Özellikle çocukluktan kalma travmatik dönemler, bilinçaltımızda aşağılık kompleksini alarak yetişkinlik dönemimizi çocuklukta yaşanan trajik senaryoları bencillik silsilesine dönüştürür. Böylelikle yetişkinlik döneminde kendimizi daha özgür ve güçlü hissedeceğimize inanarak egonun ihtişamlı havasına kapılırız. Tabii bu ihtişam canavarı vadesi sanılanın aksine ömrünü uzun vadede sürdüremez.

Sonrasında ne mi olur?

Sosyal ilişkilerimizde bizi ego savaşlarının çarpık ilişkilerinin kollarına teslim ederek bizi gitgide duygusal karmaşanın içinde aşağılık ya da üstünlük kompleksi içinde algılarımızı ve öz saygımızı yok etmeye başlar. Artık ego satranç tahtasında piyonlar olarak ilerler şah mata; ancak kral çaresize dönüşmüş ve tüm gücünü kaybetmiştir.

EGO KAPSÜLÜ

Egonun algıları yitirildiğinde, kapsülün içinde tüm etkisini sonraki kuşaklara aktarma eğilimi bilinçaltında adeta zaman ve mekândan uzak bir paradoksun içerisine hapseder. Kısacası kaçış yoktur. Bubi tuzağı, tüm ölçüleriyle en iyi şekilde tasarlanarak; bir sonraki kurbanını ağına çekmek için pusuda beklemektedir. Ve bu aktarım gerçekleştiğinde, egonun savaşları ve kahramanları serüvenini başka senaryolarda başka oyuncular ile şekillenmeye başlayacaktır. Bu kapsülün içinde kalanlar ise egonun çarpık ilişkilerinde katil kurban fantezisine dönüşecektir. Ne yazık ki kuşaklar arası aktarımla gerçekleşen bu duygusal dürtününse galibiyeti ya da mağlubiyeti olmayacaktır.

Kısacası hep olmuş ve olmaya devam edecektir. Yani kaçış hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ancak elbette egonun bu karanlık tarafına karşı çıkmak için her zaman bir savunma sanatı vardır. Ünlü Çin filozofu ve dövüş sanatları ustası Sun Tzu Savaş sanatı kitabında yer verdiği JIA LIN’in dediği üzere;

Yalnızca zekaya güven isyanla sonuçlanır. Yalın insancıllık zayıflık doğurur. İtimat üzerinde direniş aptallıktır. Cesaretin gücüne bağımlılık şiddetten başka sonuç getirmeyecektir. Komutadaki aşırı düzen zalimlik boyutuna kadar gidebilir. Ne zaman ki bir lider bu beş değere aynı anda ulaşabilir ve her bir değeri gerektiği kadar kullanabilirse o komutan gerçek askeri liderdir. Onu takip edin. Savaştaki en iyi hamle rakibinin tekniğini bilerek bir adım önde olma stratejisidir. Ve egonun kibirli kısmını kıracak tek felsefe doğru zamanda doğru hamleyi yapmaktan geçmektedir.

 

KAYNAKÇA

Konya, Begüm, (2020). ‘’ Sun Tzu Savaş Sanatı’’, Yakamoz Kitap, İstanbul, sf.67

 

Bu yazı, İnsanca Akademi Editör Ekibi’nden Dilan Deniz Emeksiz tarafından düzenlenmiştir.