HUSSERL FELSEFESİNDE FENOMENOLOJİK HERMENEUTİK

Fenomenoloji kişinin, çevresini kendine özgü bir şekilde algılama biçimidir. Fenomenolojide; bir olayın, durumun, nesnenin ya da herhangi bir şeyin taşıdığı anlam değil, o kişinin o anda taşıdığı öznel anlamdır. Fenomenoloji, deneyimlerin kendi benliğimize ilişkin anlayışımızı geliştirmek ve değerini arttırmak yolundaki bir çabadır.

 

Fenomen, açıklayacağı öngörülen nesnel olguya indirgenmeyerek tanımlanmaya çalışılır. Kuramcılar fenomenolojinin açıklamasını, bireyin içsel yaşamlarıyla deneyimlerini anlamaya çalışmalıdır diyerek yaparlar. Olayları, nesneleri, durumları bütünlük içinde betimleyerek anlamlarını açıklayabilir ve bireyin davranışlarını anlayabilirler. Fenomonolojik yaklaşım, deneysel yöntemi sınırlı bir yöntem olarak kabul etmektedir. Yaklaşıma göre, insan davranışını etkileyen, ona yön veren önemli etkenlerin deneysel yöntemle incelenmesi söz konusu olamaz. Deneyimle elde edilen bilgiler, bireyin tümünü anlamayı sağlamamaktadır. İnsanı anlamak için, onun hayatında neyin anlamlı olduğu, neyi gerçekleştirmeye çalıştığı dikkate alınmalıdır.

 

 

Husserl ve Fenomenoloji

 

Husserl fenomenolojik yöntemle, 20. yüzyılda felsefenin seyrini değiştirerek felsefe tarihinde yepyeni bir dönemin açılmasını sağlamıştır. Yani fenomenoloji Husserl ile başlar, varoluşçu akım için sağlam bir dayanak noktası olur. Fenomenolojik yöntemin önemi, fenomenler hakkında daha önceden söylenmiş olan hiçbir şeyi çıkış noktası olarak almamasında ve geleneksel felsefi ya da bilimsel kuramların sonuçlarından yararlanmamasında yatmaktadır. Husserl fenomeni, insanın somut yaşamında belirli olan her türlü bilinç içeriğini anlar. Husserl açısından fenomenoloji özlerin araştırılmasıdır. Ancak Husserl’in sözünü ettiği öz fikri; özlerin bilinmesi, fenomenlerin sezgisel bir biçimde kavranmasıdır. Fenomenin ardındaki bir gerçekliğin kavranması değil, basitçe bilincimize göründüğü hâlinin kavranmasıdır. Husserl için fenomen, fiziksel bir nesnenin algılanması gibi algılanabilir olan sezgisel bilgidir. Husserl fenomenolojiyi, “şeylerin kendilerine dönüş” çağrısı olarak tanımlar. Şeylerin kendilerine dönüşü, fenomenlerin kelimelerden, düşüncelerden önceki hâllerine geri dönmesidir.

 

 

Fenomenolojinin gayesi, yaşayan insan öznesine geri dönerek felsefeyi yeniden canlı kılmaktır. Böylece fenomenoloji her günkü gerçek dünyada deneyimlediğimiz halleriyle şeylerin kendilerine dönerek, onlar hakkındaki tüm yargıları paranteze almaktadır. Husserl, fenomenolojik yöntemin çıkış noktası olarak bilincin yönelimselliği tezini geliştirir. Ona göre boş bir bilinçten söz etmek imkânsızdır. Husserl, bilincin her zaman bir şeyin bilinci olduğunu iddia etmiştir. Bilincin, en önemli özelliği yönelimsel olmasıdır.

Algı, her zaman bir şeyin algısı olmak zorundadır. Buradan hareketle bilincimiz, içine dış dünyanın boşaltıldığı bir kap gibi düşünülemez diye bir anlam çıkarılabilir. Bilinç, her zaman bir şeyle ilişkili olarak düşünülmelidir. Çünkü bilinçli olmak daima bir şeyin bilincinde olmaktır. Fenomenlerin ardında gizli bir özün bulunmadığını savunarak Husserl, öz ve gerçeklik ayrımını ortadan kaldırmayı amaçlar. Yönelimsellik tezinin nesneyi bilince içkin kılması, bilinç ile nesnesi arasında bir yarığın bulunmadığı anlamına gelir. Geleneksel özne nesne düalizmi ortadan kalkar. Fenomenoloji; empirizm, rasyonalizm, idealizm, materyalizm ve realizmin ortaya attığı problemlerin ötesine geçebilmektedir. Fenomenolojiyi kesin bir bilim olarak felsefenin temeline yerleştirmek isteyen Husserl, fenomenolojinin her türlü düalizmin üstesinden geldiğine inanmaktadır.

Fenomenolojik Hermeneutik

 

Husserl ’den aldığı fenomenolojik yöntemi hermeneutikle harmanlayan Heidegger için fenomenolojik hermeneutik, ele alınan şeyin kendisini bir yorum vasıtasıyla kendisinden hareketle apaçık kılmaktır. Heidegger’e göre fenomen, genellikle felsefe tarihinde kabul edildiği üzere gerçekliği gizleyen, örten bir görünüş değil; fakat bizzat kendini-kendinde-gösteren anlamına gelir. Fenomen; apaçık, ayan beyan olandır. Bu bakımdan fenomenolojide söz konusu edilen şeyi apaçık bir şekilde ortaya koyan yöntemin adıdır. Fenomenoloji böylelikle bir şeyi karanlıktan aydınlığa çıkarmak anlamına gelir. Karanlıktan aydınlığa çıkarılacak olan varlığın anlamıdır.

 

Hermeneutik, fenomenolojinin apaçıklığını bir yorum vasıtasıyla anlam kazanmasıdır. Dasein önceden örtük de olsa bir varlık anlayışına sahiptir. Dasein’ı inceleyen fenomenolojik yöntem, ona felsefe tarihinde şimdiye kadar yöneltilmemiş tüm tanımları paranteze alarak onun varoluşuna yönelir. İnsanın Heidegger tarafından, Almanca’da “orada varolmak” anlamına gelen Dasein olarak adlandırılması tam bu fenomenolojik bakışın ürünüdür. Dasein olarak, insanın yegâne özelliği var olmasıdır. İnsana ilişkin hiçbir öz, nitelik kabul edilmiyor. Kısaca, Dasein’ı var olmaya bırakır. Dasein’ın farklı var olma tarzları, kendilerini oldukları haliyle göstermeye başlar.

 

Hermeneutiğin yardımıyla yorumlanan bu varlık tarzları en nihayetinde Dasein için var olmanın ne anlama geldiğini ortaya koyabilir. Üstelik Heidegger’e göre zaten bizzat Dasein’ın varlığa ve dünyaya yönelik ilişkisi esasen hermeneutikseldir. Yani yoruma ve neticede anlamaya dayanır. Böylece Dasein “anlamak” edimi üzerinden bir dünyasal ilişkiye sahiptir. Yapılması gereken Daseinsal bu anlamanın yorumlanarak daha da açık hâle getirilmesidir. O hâlde fenomenolojik hermeneutik bir biçimde sorulması gereken soru; “Dasein nasıl var olmaktadır?” şeklinde olmalıdır. Heidegger’in bu soruya verdiği cevap;  Dasein “dünya-içinde-var olmakta” olan bir var olan olduğu şeklindedir. Dasein, dünya-içinde-varlıktır. O hâlde, Dasein‘ın varoluş biçimi olan dünya-içinde-var olmanın ne anlama geldiği açıklanmalıdır. Varlık ve Zaman’ın birinci bölümü neredeyse tamamıyla bu soruna adanmıştır.

 

Kaynakça:

 

SMİTH, W. David; Husserl, Alfa Yayınları, Çev. Seçim Beyazıt, 2019.

ZAHAVİ, Dan; Husserl’in Fenomenolojisi, Say Yayınları, Çev. Seçim Beyazıt, 2018.

HEİDEGGER, M. Varlık ve Zaman, Alfa Yayınları, Çev. Kaan Ökten, 2018.

HUSSERL, E. Bunalım, Biblos Yayınevi, Çev. Levent Özşar.